ANA SAYFA     HAKKIMIZDA     MÜZE     ŞEHİTLERİMİZ     DOKÜMAN ARŞİVİ     FOTOĞRAF ARŞİVİ     GEZİ     YAZARLARIMIZ     İLETİŞİM  
 
  Müze  
  1. Dünya savaşı  
  İtilaf Dev. Savaş Planları  
  Ordular  
  Savaşa Girmemiz  
  Komutanlar  
  Çanakkale Savaşı  
  Deniz Savaşları  
  Hava Savaşları  
  Kara Savaşları  
  Cephede Koşullar  
  Gaz Kullanıldı mı?  
  Savaşın Sonuçları  
  Savaşın Etkileri  
  Çanakkale ve Yahudiler  
  Şehitlerimiz  
  Gazilerimiz  
  57. Alay Tarihi  
  Asker Mektupları  
  Anzaklar  
  Arşivlerde Çanakkale  
  Çanakkale Gençlik ve Sporcular  
  Asker İmamlar  

Sitede Ara


 

Cephede Koşullar (yeni)

« Geri   

    Askerlerin Sosyal İhtiyaçlarının Temini     Bitler
    Cephede Askerin Maneviyatı     Dinlenme ve Eğlence
    Hastalıklar     Sinekler
    Siperde Koşullar     Siperde Koşullar
    Su Sorunu     Yaralı ve Ölüler
    Yiyecek
 

• Siperde Koşullar

   Paylas


Zavallı nöbetçi içinde bulundukları tehlikenin farkındaydı, ancak hastalık ve yorgunluk çoğunlukla uyanık durmanın hemen hemen mümkün olmaması demekti: “Nöbetteydim ve birden küt diye siperin dibine devrilmiş olduğumu fark ettim. Süngülü tüfeğim elimdeydi –orada bir kaza olup ölmüş olmamam bir mucizeydi. Ama yaralanıp yaralanmadığımı aklıma bile getirmedim. Savaş divanına verileceğim için hemen kalktım.” Askerler fiziki olarak mümkün olduğu derecede birbirlerine yardım ederlerdi: “İnsan çoğunlukla uyuyakalır ama arkadaşları kendisini uyandırırdı. Gözlerimi kapattığımı ve sonra bir tekme ile uyandığımı hatırlarım. Öylesine bitkindik ki. Ateş basamağında ayakta dururdun ve sonra birden kendini kaymış olarak kıç üstü siperin dibinde otururken buluverirdin. Bunun nasıl olduğunu anlamazdın bile.”
Nöbetçilerin bir görevi de Türkler’in aralarına sızmalarını önlemekti ve bu konu da İngiliz askerleri arasında ün salmışlardı:

Türk subayları siperlerimize girip “Bay Falanca burada mı? Diye sorarlar, subay karşılarına gelince de onu öldürüp kendi siperlerine koşar giderlerdi. Bu konu da bizi uyarmışlar, gözümüzü dört açmamızı söylemişlerdi. Bir ün siperin ucunda bir arkadaşla duruyorduk. İki kişinin konuşarak geldiklerini duyduk. Hemen yerimizden fırladık, ben süngümü birinin çenesinin altına dayayıp, “Kimsin?” diye sordum. “General Firth,” dedi. Generaldi gerçekten. Ve çenesinin altında süngüm vardı! (Er George Peake)

Nöbetçinin görevlerinden biri de ara bölgedeki dinlenme noktalarında beklemekti. “Dinlemek hiç de hoş bir görev değildi. Uyumayacaklarına ve heyecanlanmayacaklarına güvenilen birkaç kişi birer saatliğine ikişer kişi olarak gönderilirdi. Bunlar bir hendekten sürünerek gidip siperlerimizin önündeki açık araziye çıkarlar ve bir kulaklıkla çevreyi dinlerlerdi.” Harry Baker heyecanlanmayacağına güvenilenlerden birisiydi:

Akşam ve sabah yoklamaları arasında iki siper arasına gidip yatmak işi vardı. Bu insanlar genelde silahsız olurlardı ve görevleri Türk tarafındaki herhangi bir hareketi bildirmekti Elinde sadece bir bıçak ve hareket gördüğünde çekeceğin bir ip parçası vardı. Ama Türkler kimi zaman siperlerden çıkıp ölülerin ayakkabılarını çalıp torbalarını boşaltırlardı. Orada bir saat yatardın. Ben bir gece ordayken üzerimde şortum vardı –ve birden ağ dizimin arkasında bir şey hissettim. Tam o anda bir işaret fişeği atıldı ve ortalık aydınlandı. Başımı yavaşça çevirince bacağımın arkasında kocaman bir farenin oturduğunu gördüm. Doğrusu bir Türk’ün yerine onu gördüğüme çok sevinmiştim. (Er Harry Baker)

Nöbetçiler görevdeyken diğerleri siperlerin onarım ve iyileştirilmesiyle uğraşırlardı. Bu iş kimi zaman gündüz yapılırsa da çoğunlukla geceleri çalışılırdı. Yalnız geceleri yapılacak bir şey de, siperlerin önündeki dikenli teli yerleştirmek, pekiştirmek ve onarmakti:

Kuşkusuz, insan dikenli telin kazıklarını çakarak dalan uzun işlere giremezdi. Bir kısım teli siperin içinde hazırlar, dışarı iter, sonra çıkıp 10-15 metre ileri yuvarlardık… Ahşap bir çerçeve, 4 metre uzunluğunda ve çevresine dikenli tel dolanmış… Ancak, işin güç yanı siperimizin önünde Türk dikenli tellerinden kalıntıların olmasıydı. Geçen gece bir arkadaşla bunlardan birini yuvarlarken tellere iyice karıştık ve sanırım on dakika (bana on yıl gibi geldi) orada asılı kaldık. Telin canlı olduğuna yemin edebilirdim. Yere dümdüz yatmış olduğun halde bir ayağını kurtarıyordun ve bu arada bir santim bile kıpırdamadığın halde öteki ayağını kurtarmaya çalışırken o ayağın yine tele dolanıyordu. Ancak en kötüsü insanların boş konserve tenekelerini siperin önüne fırlatmaları, o zaman bir süt arabası gibi sesler çıkarmadan kımıldaman olanaksız oluyor… (Binbaşı Norman Burge)

Siperler birbirlerine o kadar yakındı ki, insansız bölgede devriye Gelibolu siper yaşantısının önemli bir parçası değildi, ama yine de bazı bölgelerde buna gerek duyuluyordu. “Geceleri devriye nöbeti için siperden çıkarken çok dikkatli olmak gerekirdi; siperden kolayca çıkılacak iki yer vardu ve Türkler makineli tüfeklerini buraya çevrili tutarlardı. Subaylarımızın yarısını geceleri bu körü körüne ateşten kaybettik sanırım” Birliklerin çoğunda devriye nöbeti gönüllü yapılan bir faaliyetti ve bazı subaylar buna şiddetle direnirlerdi.

Devriye karanlıkta bir saklambaç oyunudur, genelde belirli bir hedefi yoktur, karşına düşman devriyesi çıktığında ikiniz de kaçarsınız… Bu da oyunu daha da heyecanlandırır… Ama eğer bir yarar sağlamak istiyorsanız riskli bir oyundur ve sonucu da genelde sıfırdır. Ben daha ilk başta canımı gönüllü olarak tehlikeye atmamaya karar vermişti. (Teğmen George Hughes)

Bu Yazı 19095 kere okunmuştur.


Sayfalar  12 3
 

 
 

Sitede yayınlanan her türlü yazı, haber, resim, şiir, müzik ve videonun izinsiz kullanılması, yayınlanması yasaktır.

 

Tasarım & Programlama ÜÇBOYUT