ANA SAYFA     HAKKIMIZDA     MÜZE     ŞEHİTLERİMİZ     DOKÜMAN ARŞİVİ     FOTOĞRAF ARŞİVİ     GEZİ     YAZARLARIMIZ     İLETİŞİM  
 
  Müze  
  1. Dünya savaşı  
  İtilaf Dev. Savaş Planları  
  Ordular  
  Savaşa Girmemiz  
  Komutanlar  
  Çanakkale Savaşı  
  Deniz Savaşları  
  Hava Savaşları  
  Kara Savaşları  
  Cephede Koşullar  
  Gaz Kullanıldı mı?  
  Savaşın Sonuçları  
  Savaşın Etkileri  
  Çanakkale ve Yahudiler  
  Şehitlerimiz  
  Gazilerimiz  
  57. Alay Tarihi  
  Asker Mektupları  
  Anzaklar  
  Arşivlerde Çanakkale  
  Çanakkale Gençlik ve Sporcular  
  Asker İmamlar  

Sitede Ara


 

Cephede Koşullar (yeni)

« Geri   

    Askerlerin Sosyal İhtiyaçlarının Temini     Bitler
    Cephede Askerin Maneviyatı     Dinlenme ve Eğlence
    Hastalıklar     Sinekler
    Siperde Koşullar     Siperde Koşullar
    Su Sorunu     Yaralı ve Ölüler
    Yiyecek
 

• Yaralı ve Ölüler

   Paylas


Diğerleri savaşı sona erdirecek bir savaş yaptıklarına ve böylece gelecek kuşakları her taraftan yönelen korkunç deneyimlerden kurtaracaklarına inanıyorlardı. "Çok korkunç şeyler gördüm ama artık alışıyorum. Belki de şimdi benim bunları yaşamam küçük Rex'imizin aynı şeylerle gelecekte karşılaşmasına engel olacaktır." Ama ne yazık ki, bu olmamıştır.

Teğmen Rupert Westmacott, çıkarmaların ve Birinci Kirte Savaşı'nın iki emektarının konuşmalarına kulak misafiri olduğunda mizah ve arkadaşlığın da önemli olabileceğini anlamıştı. "O mermi çukuruna girdiğimde iki kişinin konuştuğunu duydum. Biri, 'Bana ne olduğunu bilemiyorum,' dedi. Öteki, 'Ben biliyorum, gazetelerin demoralize olmak dediği şey bu işte,' diye onu yanıtladı."

Bütün bu olanları kabule yanaşmamak kıyıya çok yaklaşmış olanların bir başka sığınağıydı:

Buradaki şeylerin gerçekliğine bir türlü inanamıyorum; bu daha çok bir sinema filmi ya da askercilik oynayan çocukları seyrediyormuşsun gibi bir şey. Bütün olanlara büyük bir şaka gibi bakmak eğilimindeyim. Tanıdığın insanların paramparça olduğunu gördüğünde sadece 'zavallıcık' diyorsun ve bir daha düşünmüyorsun bile. İnsanın bunu fark etmemesi bence bir lütuf, yoksa felç olup kahverirdin. (Üsteğmen Leslie Grant)

Böylece çoğu insan çevrelerini saran ıstırap ve ölüme giderek daha çok kayıtsız kalmaya başlamıştı:

İnsan sonunda başkalarının ıstırabına çok kayıtsız kalıyor. 'Zavallı falanca' diyorsun ve çok geçmeden onu unutuyorsun. Bir daha hatırladığında sanki daha sık tekrarlaman gereken bir formülmüş gibi 'zavallı herif diyorsun kendi kendine. (Binbaşı Norman Burge)

Bazıları başkalarının ölümünü kendilerine yönelik bir huzursuzluk kaynağı olarak alıyorlardı;

yeni gelen bir subayın yemekhanedeki davranışıyla Nightingale'in öfkesini uyandırdığı zaman olduğu gibi: "Biri dün gece yemek yerken vuruldu ve başı çorbasının içine düşerek sofrayı berbat etti. Yemeğimizi bir daha ancak karanlık bastıktan sonra yiyebildik."

Joseph Napier'in korkunç bir kişisel trajediye karşı tepkisi de aynı derecede aydınlatıcıdır:

Türkler'i pek de derin olmayan bir dizi siperden atmıştık. Sabah saat altı filan olmalıydı ki, bir asker benim takımıma gelip, "Babanız vuruldu, gelseniz iyi olur," dedi. Siperlerden geçip gittiğimde babamın bir siperin arka tarafında sargısının yapılmakta olduğunu gördüm. Yarasını sarmak için ceketi başına kaldırmışlardı. Yarası epey kanlıydı, ciddi bir şey olabileceğini düşünmeyerek bir süre baktım. Sonra, "Nasılsın?" diye sordum. Yanıt alamayınca ceketi başından çektim ve ölmüş olduğunu gördüm. İnsanlar bana böyle bir durumda ne hissettiğimi sordular. Bunu yanıtlamak çok güçtü. Sürekli böyle şeylerin ortasında olduğumdan ilk anda büyük bir acı duyduğumu söyleyemeyeceğim. İnsan o kadar çok ceset görünce ve genç de olunca bir tür katılaşıyordu. Onun öldüğünü görünce bunu savaşın gerçeklerinden biri olarak kabul ettim. Orada fazla kalmadım. Yanından uzaklaşırken onun görevini yapmış olmasıyla gurur duydum. Kendi siperime döndüm ve çoğu kişiye ertesi gün emirerim öldüğünde gerçekten çok rahatsız olduğumu, çünkü eşyalarımın nerede olduklarını onun benden iyi bildiğini söyledim. (Teğmen Joseph Napier)

İnsanların içinde bulundukları bu sonsuz gerilim kendini başka başka şekillerde gösteriyordu. Nightingale, Yarbay Geddes'deki değişimi fark etmişti: "Geddes birlikte çalışılacak esaslı bir komutandır, ama çok endişeli ve saçları neredeyse bembeyaz. İnsanın bu kadar çabuk yaşlandığını hiç görmemiştim." Daha sonra da şöyle diyecekti: "Daha önce kıpkırmızı saçları olduğundan şimdi onu kasketsiz görünce çok gülüyorum." Nightingale ise mektuplarında cesaret gösterisinden eksik kalmıyordu: "Burada birçok kişi aklını kaçıracak duruma geldi ama ben kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim. Domuz gibi yiyip uyuyorum ve çok neşeliyim."

Bazıları için modern savaşın baskısı dayanılır gibi değildi ve onlar sadece kaçmayı düşünüyorlardı:

Herif biletini gözlerini ileri sürerek almak istedi. Doktora, "Doktor gözlerim berbat," dedi. "Neyin var?" diye sordu doktor. "Arada sırada yerlerinden fırlayacak gibi oluyorlar." Doktor, "Unut gitsin, o gemiyle gidemeyeceksin," dedi. (Onbaşı Alexander Burnett)

Viziteye çıkma seçeneği her zaman insanın karşısındaydı: "Bir gözlüğüm vardı ve onlar olmadan körden farkım yoktu, ama onları hiç kırmadım. Birkaç kere kırmak geçti içimden, o zaman önümü göremediğimden memlekete gönderilirdim. Arkadaşlarım, 'Haydi, kır şunları da evine dön,' dediler kaç kere. Ama ben bunu yapmadım. Sonuna kadar orada kalmak istiyordum."

Kaçmak Gelibolu'da geçerli bir seçenek olmadığından, en iyi yol, insanın yaşamını tehdit etmeyen ve sakat bırakmayacak küçük bir yara alıp memlekete gönderilmekti. "Türklerin keskin nişancılarının hedefi olan bir yer biliyordum. "Elini şuradan çıkarırsan eve dönersin," derdik birbirimize. Bazılarının bu ayartılmaya dayanamadıkları söylenirdi. "Çoğu insan öylesine bıkmışlardı ki, kendilerini bir iki ay gönderecek küçük bir yara alma umuduyla siperden dışarı uzanırlardı. Biri küçük bir yara aldığında nasıl da sevinmişti ve biz kendisini nasıl da kıskanmıştık." Murray 4 Haziran'da bir kendi kendini yaralama olayına tanık olmuştu.
Tubby berbat durumdaydı, daha on sekiz buçuk yaşındaydı. Lanet olsun, ben de o kadardım. Korkudan kaskatı kesilmiş ağlıyordu. "Haydi Tubby, kendine gel," dedim. Tubby öne eğildi, tüfeğini kavradı ve ateş etti. Sıcak kiremite basmış kedi gibi zıplıyordu. "Budala," diyerek namlunun ucunda olan başparmağını sardım. Gömlek cebimizde gazlı bezle sargı bezi vardı. Ortalığa kan fışkırıyor, sinekler uçuşuyordu. Sineklerle birlikte sardım yarasını, sinekleri kovamamıştım. Ama beceremedim, sargı yere düştü. "Bak Tubby, bu parça işe yaramaz, değil mi?" dedim. "Hayır," dedi. Çakımı çıkardım ve parmağının ucunu kesmeye çalıştım. Ama ortalık yine kan gölüne döndü. Sonunda parmağını tüfeğin dipçiğine dayadım, üzerine bıçağımı dayadım ve sert bir yumrukta parmağı kopardım. Lanet şey yere düştü. Şimdi sarmak kolaydı artık. "Beni ele vermeyeceksin, değil mi?" dedi. "Elbette kimseye söyleyecek değilim," dedim. "Bir kazaydı bu. Siperden çıkarken arkamızdan biri ateş etti ve kurşun parmağına çarptı."
(Deniz Eri Joe Murray)

Bazı zavallılar ise kendilerini tümüyle kaybediyorlardı:

Zavallı bir çavuş aklını kaçırdı, onu aşağı göndermek zorunda kaldık. En berbat çavuşlardan biriydi. Korkunç bir disiplin düşkünüydü. Şimdi ise paramparça olmuştu. Çıldırdığı için ona acıyordum. Ne kıpırdıyor, ne bir şey yapabiliyor ne de konuşuyordu. (Er Cecil Tomkinson)

Sorumluluktan kaçmanın en son çaresi olan intihar da bilinmeyen bir şey değildi.

"Biri kendini vurdu. Evindeki bazı sıkıntıları yüzünden intihar ettiğini söylediler. Kimi zaman ölüm gerçekten kolay seçenek olarak görülüyordu. "Dün gece dinlenme kampına gidenlerden birinin kafasına bir kurşun sıktığını duydum."
Moral sadece kişisel bir şey değildir. Türklerle resmi olmayan 'ateşkesler' komutanlığın istediği kadar seyrek rastlanan bir olay değildi. Bu ihanet olarak tasarlanmamıştır; çatışma amaçsız olarak kayıp listesini şişirdiği sırada düşmanınla aynı anda var olmanın bir yoluydu.
Ağustosta sıcaklarında, "Arkadaş, sen başlamazsan biz de başlamayız" noktasına gelmiştik. Arada sırada bir subay gelir, bir gösteriş yapmak ister ve ateşe başlardık. Üç dört kişi kaybederdik ve herkes mutlu olurdu.
(Deniz eri Joe Murray)

Türkler İngilizlerin çektikleri bütün sıkıntılardan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak sorumluysalar da, İngiliz askerlerinin çoğu için nefret edilen kişiler değillerdi ve İngiliz askerleri onlara Türk Conisi adını vermişlerdi.

Namuslu bir insandır Türk
Bizimle adilce savaşır
Ama biz onu bir hayli kızdırırız
Ama biz onu bir hayli kızdırırız Çünkü bunun için para alıyoruz.



Bu Yazı 33628 kere okunmuştur.


Sayfalar  1 2 34
 

Resmi Büyütmek için tıklayın...

!6-19 Mayıs Türk Tarruzu Sonrası Etrafa Yayılmış Türk Şehitleri

Resmi Büyütmek için tıklayın...

19 Mayıs 1915 Cesaret Tepe Şehitlerimiz İngiliz Siperleri Önünde ( Şahin Aldoğan Arşivi)

Resmi Büyütmek için tıklayın...

Cenazelerin Gömülmesi

Resmi Büyütmek için tıklayın...

Muharebe Esnasında Arkadaşlarına Son Görev

Resmi Büyütmek için tıklayın...

Yaralıların Gemilere Taşınması

Resmi Büyütmek için tıklayın...

Muharebe Alanında Yaralı Taşıyan Ambulans

 
 

Sitede yayınlanan her türlü yazı, haber, resim, şiir, müzik ve videonun izinsiz kullanılması, yayınlanması yasaktır.

 

Tasarım & Programlama ÜÇBOYUT